Yükleniyor
yukleniyor
Sayfa yüklenme süresi bağlantı
hızınıza göre değişmektedir.

İhsan Geylan

‘O’ ve ‘BEN’ 1E1

Çoğumuzun karşılıklı konuşmayı içten dilediğimiz, çoğunlukla bunu belli sınırlar çerçevesinde gerçekleştirdiğimiz söz konusu varlıktır O.

13.05.2019 05:28:00 5168 Yazdır

İhsan Geylan

Çoğumuzun karşılıklı konuşmayı içten dilediğimiz, çoğunlukla bunu belli sınırlar çerçevesinde gerçekleştirdiğimiz söz konusu varlıktır O. Kendi iç dünyamızda sürekli telaffuz ettiğimiz ama birebir erişim olanağına asla sahip olamayacağımız varlıktır .

Başımız her dara düştüğünde amansızca ve pervasızca bilinç altı nöronlarının devreye girmesiyle sığındığımız varlıktır . Tutarsız dileklerimizin, isteklerimizin ve hayallerimizin dilek kutusunun sahibidir . Eleştirmekten korkarak, kültürel ve manevi bir kült olarak benimsediğimizdir . Toplumda sayısızca tanımı olan ve her tanımı üstünlük betimleyen, benimsenmesi yasalar kadar zorunlu olandır . İnandığımız, inandığımız içinde varlığı sorgulanmayandır . İnanarak varlığını beslediğimiz, inanç kaybında yok olur mu? O hep var mıydı?

Dinler tarihine girmeden yaşadığımız çağ ve evrensel koşullar içerisinde kısaca bir sohbet şansımız olduğunu varsayalım. Aramızda herhangi biri olmadan, hangi dinde olursa olsun bir temsilcisi olmaksızın 1e1 konuşalım. Kendi benliğinizin farkında olduğunuz zamandan şimdiki ana kadar; zihninizde sorgulama mekanizmasının en büyük dişlisini harekete geçirin. Bu yazıyı okurken bir süreliğine gözlerinizi kapayın ve kendinize sormayı istediğiniz ilk soruyu sorun. Sorunun cevabını beklemeyin zira cevap alamayacağımızı hepimiz biliyoruz. Bir sohbet minvalinde gelişmeyecek bu yazı, 1e1 konuşma fikrinin nasıl bir hal alacağını konuşacağız sadece.

İnandığımız her şey gerçeklik kavramına giriyorsa bazı kesimler için, var olacağını umut ederek düşünelim. İnancımızın besin kaynağı olan zihnimizde bir olgu ne kadar yer kaplayabilir ki? Bazımızda kaskatı kesilir inanç, bazımızda kültürel miras, bazılarımızda ise sadece yalnızlığın müdavim varlığıdır. Nasıl oluyor da kimsenin görmediği, varlığı inançlı kesimler tarafından yansımalarla örneklendirerek betimlenen ve evrenselliği bu denli geniş bir coğrafyaya hitap edebiliyor. Bilmediğimiz bir seçim kampanyası mı yapılıyor, müritleri tarafsızlıktan yoksunken hepimiz kardeşiz propagandasının sonucu mu? Birbirimize kıtalar arası mesafelerde iken, hiçbir kitle iletişim aracı yokken nasıl oldu da bu denli evrensel bir değere dönüştü ‘O’. Teknolojik bir buluşun ya da devrimin evrensel değer kazanması dahi ilahi bir fikirden daha hızlı değildir. Arada ki ince çizgi fikirdir. Fikirler; şahit olabileceğiniz tüm hastalıklardan daha bulaşıcı ve daha keskin bir netliğe sahiptir.

İnsanoğlu hangi aşamada inanç denen duyguya bu kadar talep kâr oldu ve hangi uçarı fikir sahibi, bu talebe elle tutulmayan, gözle görülmeyen bir meta ile arz da bulundu. Muazzam bir talebe soyut bir kavram ile karşılık vermek. Müthiş bir pazarlama stratejisi değil mi? İnanca bu denli ihtiyaç duymasaydık acaba şu anda evrensel hükmü geçerli olan ‘O’na bu denli bağlanacak mıydık? Yoksa rutin hayatımızda olduğumuz yerde olduğumuz kişilikte mi olacaktık. İnancımız şekillendirdi belki de insanoğlunun yaşam biçimini.

Kabul görseniz de görmeseniz de inandığınız kavram sizin öz benliğinizdir. İnancınızın ne derecede iyi ya da kötü olduğu kudretine sahip değilim ve değiliz. Unutmamalıyız ki; hangi inanç benliğimize bulaştı ise ruhumuzu esir alıp düşünce kanallarımızı etkiliyor ise kısmen ‘O’ olmuşuzdur. Ya da ‘O’na ait olmuşuzdur. Kişi bazlı değerlendirecek olursak eğer; benim aidiyetim veya vacip olunan eylemleri yerine getirmem durumunda ‘O’nun karı nedir? Milyarlarca insanın bu tutku dolu bağlılığında sunulan sınırsız mutluluk dünyasının garantisi kimde? Geri dönüşü olmayan sessiz yolculuğun sonunda bizi bekleyen nedir? Gazabı içinde azap kırıntıları taşıyan inançta yönümüzü belirleyen şey nedir? Korku mu yoksa çıkar meselesi mi?

İnancımızın herhangi bir sonucunun olmayacağını bilseydik eğer muhtemelen kendi bireysel evrimimizi kendimiz tamamlamış olacaktık. Kurallar silsilesi bize bahşedilmeden evvel toplumsal emik değerlerimiz olacaktı ve bizi biz neden yegâne şey biz olacaktık. Bir inanca ait olmadan yaşadığınızı düşünün; yaptıklarınıza ve yapacaklarınıza (iyi, kötü), her kararı birey olmanın verdiği kudretle, çekinmeden, çıkar gözetmeksizin sadece siz olduğunuz için verdiğinizi düşünün, ‘O’ nerde oluyor peki. Kendi iç dünyanızda ki normlara bağlı kalarak sürdürdüğünüz hayatta, başkasının iradesini baltalamadan aldığınız nefeste kim hak iddia edebilir. Yaşayış biçiminize birileri karar verecekse siz kim oluyorsunuz? Yaşayış biçiminize siz karar veriyorsanız siz ne oluyorsunuz?


İhsan Geylan
ihsan geylan
YORUMLAR
0
YORUM YAZ
TÜM YORUMLAR
YAZARIN DİĞER YAZILARI

Henüz başka yazısı bulunmamaktadır.

 
 
 
 
yukari